24 Temmuz 2012

Friends With Kids / Mükemmel Plan



Imdb Puanı: 6.2
Yapım: 2011 / ABD
Tür: Romantik / Komedi
Yönetmen: Jennifer Westfeldt
Oyuncular: Adam Scott, Jennifer Westfeldt,  Jon Hamm, Megan Fox, Kristen Wiig, Chris O'Dowd



30'lu yaşların sonlarına gelen iki yakın arkadaş Jason ve Julie çocuk sahibi olmaya karar verirler; ancak arkadaş gruplarındaki diğer çiftlerin çocuk sahibi olduktan sonra yaşadıklarına tanık olmaları onları ''evlenip çocuk sahibi olmak''tan farklı bir yol arayışına iter.Bir gün ortaklaşa bir plan yapıp birlikte çocuk yapmaya karar verirler.Birbirimizi çok seviyoruz, çok iyi arkadaşız, ee yaşımız da geçiyor, ikimizin de düzenli ilişkisi yok, öyleyse yapalım şu çocuğu sonra da hayatlarımızı yaşamaya devam edelim diye düşünüp mükemmel planlarını uygulamaya  karar verirler.Peki hem çocuk yapıp hem arkadaş kalmak mümkün müdür? Her ikisi de başkalarıyla birlikte olmaya başlayınca devreye kıskançlık girer mi? Bu plan düşündükleri kadar mükemmel midir? E izleyip görün.

Jennifer Westfeldt hem yazmış, hem yönetmiş hem de başrolde yer almış.Zaten film ''Bana bir kadın eli değdi' diye bağırıyor.Jennifer Westfeldt'in botokslu yüzü dışında beni rahatsız eden bir şey yoktu filmde.Onun dışında gayet eğlenceli, güzel vakit geçirmelik, dondurmamızı, cipsimizi yiyelimlik bir filmdi işte.Ama çerez tabir edilen filmlerden de değildi hani.Yer yer düşündüren güzel tespitler yapılmıştı.Çocuk sahibi olmanın hem güzel hem zor tarafları ortaya konmuş örneğin.Al işte otur bunun üzerine düşün.Öyle izleyelim geçelim tarzı klasik 'romantik komedi'lerden değildi anlayacağınız.


Son olarak, Megan Fox insan olmayabilir mi acaba? Yasaklar şu sıralar revaçtayken bir yasak isteği de benden gelsin: Bir insanın bu kadar güzel olması yasaklanmalı! Evet, evet.. Film boyunca gören herkesin woovv, müthişsin, çok tatlısın, güzelsin şekerci mi baban senin tepkilerinden bıktı kızcağız yahu.Üstüne ''Thanks'' yazan bi tişört giyseydi o da rahat edecekti biz de..Neeysee efendim, diyeceğim o ki bir gece ansızın ''romantik komedi izlemeliyim'' diye düşünürseniz açıp izleyebilirsiniz.Listenize ekleyin.İyi seyirler.

23 Temmuz 2012

Maria Full of Grace / Maria llena eres de gracia


Imdb Puanı: 7.6
Yapım: 2004, ABD; Kolombiya
Tür: Dram, Suç 
Yönetmen: Joshua Marston

Maria, Kolombiya'nın ufak bir kasabasında, çiçek fabrikasında(fabrika mı demeliyim oraya bilemedim) çalışan, gayet sıradan 17 yaşında bir genç kız.Annesi, büyükannesi,ablası ve ablasının bebeğiyle birlikte yaşıyorlar.O yaştaki her genç kızın olabileceği kadar da asi..Bir gün işi bırakıyor.Yeni iş aramaya başladığı sırada yolu uyuşturucu mafyasıyla kesişiyor ve kendini midesindeki 62 rulo uyuşturucu ile New York'a giden bir uçakta buluyor.Peki Maria'nın hamile olduğunu söylemiş miydim?


Plastiğe sarılı 62 adet, her biri yaklaşık 4 cm olan uyuşturucu rulosunu tek tek yutuyor.Eğer bu paketlerden sadece biri bile midesinde yırtılırsa sonuç: ''ölüm''. Uyuşturucu ile ilgili izlediğimiz filmlerin çoğunluğu uyuşturucunun kullananda yarattığı zararlar, yıkımlar ve ölümlerden ibaretti.İşin bir de 'sektör' boyutu var tabi.İşte bu filmle birlikte insanları yük taşıyan bir hayvan olarak gören bu sektörün acımasızlığına ve gözü dönmüşlüğüne şahit oluyoruz.


Katıldığı Sundance, Seattle ve Berlin film festivallerinden ödülleri toplayarak başarısını kanıtlayan ve benim kafamdaki 'festival filmi' tanımının tam karşılığı olan bir film.Ayrıca Catalina Sandino Moreno bu filmdeki performansı ile Oscar'a aday da olmuş.

Ben filmi ikiye ayırıyorum incelerken.Maria'nın Kolombiya'daki hayatı ve New York'a gidişi.Kolombiya'da çizilen portre oldukça gerçekçi.Maria'yı canlandıran Catalina Sandino Moreno çok başarılı.17 yaşındaki bir 'genç kız'ın sevinçleri, aşka bakışı, ailesinin yaşadığı sıkıntılara yaklaşımı.. bundan daha iyi anlatılamazdı diye düşünüyorum.Filmin ikinci yarısı ise Maria'nın New York'a gidişi ile başlıyor.Bu kısımda senaryo eksiklikleri vardı bana göre.Birkaç yerde ''Neden böyle oldu, niye böyle yaptılar da şöyle yapmadılar'' tarzı sorgulamalar söz konusu oluyor çünkü.Oyuncuların performansı da bu kısımda düşüyor sanki.Kasabada yaşayan bir genç kız,  böyle riskli bir işin içine giriyor.Belki bir parça 'korku ya da heyecan' eksikti.Fazla bir 'soğukkanlılık' söz konusuydu yani.Bu da benim gözüme batan bir ayrıntıydı.

Ufak eksiklikleri bir kenara bıraktığımızda ise ortaya çarpıcı bir film çıkıyor.İzlerken sizi rahatsız eden filmler vardır hani.Beni en son oturduğum yerde bu kadar geren film ''4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün''dü.O daha fazla rahatsız etmişti tabi ki.Hatta sarsmıştı diyebilirim.Hatta ve hatta sarsmanın ve etkilemenin de ötesinde karakterlerle beraber o anları yaşıyormuş hissi vermişti.Bahsi geçmişken 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün'ü de tavsiye etmiş olalım.İşte Maria Full of Grace'te de neredeyse aynı hisleri yaşadım.Maria'nın uyuşturucuları tek tek yutması, midesinde 62 paket uyuşturucu ile yaptığı uçuş..O uyuşturucuları çıkarmasından hiç söz etmiyorum bile..

Kısacası kaçırmayın mutlaka izleyin.Hoş 2004 yapımı filmi 2012 yılında izliyorsanız benim gibi, zaten kaçırmış oluyorsunuz mantıken..Her neyse geç olsun güç olmasın diyerek kendimi sustuyorum.İyi seyirler efendim...

28 Haziran 2012

Başka Dilde Aşk

Dün gece aklıma bir şey takıldı.Aslında uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi bu: Neden başarılı, sinemaseverler tarafından tanınan, sevilen... bir kadın yönetmen yok? Ya da şöyle değiştireyim sorumu.Neden bugün herkesçe bilinen, 'üstad' olarak nitelendirilen yönetmenlerin çoğu erkek? Hatta benim hastası olduğum yönetmenlerin HEPSİ erkek.Cinsiyet ayrımcılığı olarak düşünülmesin bu yalnız.Aşırı derecede dikkatimi çeken, sebebini merak ettiğim bir durumdu bu.Twitter'da bu merakımı dile getirdiğimde, severek takip ettiğim seyircikoltuğu bana İlksen Başarır'dan söz etti.İlksen Başarır'ın ilk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen ses getiren filmi 'Başka Dilde Aşk'ı ise uzun zamandır izlemek için fırsat kolluyordum.Bu vesileyle oturdum hemen izledim.seyircikoltuğu'na çok teşekkür ediyorum.Filmle ilgili onun da çok güzel bir yazısı var.Buyrun burdan yakın.


Tür: Romantik, Dram
Imdb puanı: 7.4 
Yönetmen: İlksen Başarır
Oyuncular: Mert Fırat, Saadet Işıl Aksoy, Lale Mansur, Emre Karayel, Ayten Uncuoğlu


Onur, (Mert Fırat) işitme engelli bir genç.Bir gün bir partide Zeynep'le tanışıyorlar.Onur'un durumunu öğrendikten sonra da bunu sorun etmeyen Zeynep bırakıyor kendini aşkın kollarına.Tıkıyor kulaklarını etraftaki eleştirilere, dedikodulara.Böylece zorluklarıyla, güzellikleriyle hiç de sıradan olmayan bir aşka yelken açıyorlar.

Böylesine hassas bir konuya bir kadın eli değmeliydi.İlksen Başarır çok hoş ayrıntılara yer vermiş.Louis Aragon şiiri, dans sahnesi bu ayrıntılar içinde benim en beğendiklerimdi.Filmi güzelleştiren de bu ayrıntılardı bana göre.

Gerek esas karakterler gerek yan karakterler oldukça iyi çizilmiş.Mert Fırat'ın oyunculuğuna ise hayran kaldım.Öylesine bütünleşmiş ki rolüyle...Sırıtan, yok olmamış bu dedirtecek tek bir sahneye bile rastlamadım.Yan karakterlerden olan 'travma yaşayan komşu'dan ise başlı başına bir filme malzeme çıkar diye düşünüyorum.Saadet Işıl Aksoy'u severim; fakat övülecek bir performans sergileyememiş bana göre.Herhangi biri oynasa fark etmezdi yani.Öyle bir performanstı.


Aşka farklı pencereden bakmamızı sağlayan hoş bir film olmuş uzun lafın kısası.Ben olsam ne yapardım diye düşünmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz.Bu açıdan senaryoyu bol bol övebilirim.Kusur olarak adlandırabileceğim birkaç şey var, onları da belirtmeden geçemeyeceğim yalnız.Sosyal mesaj kaygısı güdülmesi böyle güzel bir aşk hikayesinin içinde sırıtmış.Zaten yan karakterlerin dünyası, sorun çıkarmaya çalışan eski sevgilinin değişik hareketleri, Zeynep'in ailesinin sorunları vs. gibi esas konudan uzaklaşmamıza sebep olacak sahneler varken bir de bu  'ayrıntı' deyip geçemeyeceğim kadar çok yer kaplayan sahnelere (çağrı merkezi çalışanlarının sorunları, eylem sahnesi..) gerek yoktu bence.Sanırım yapabileceğim tek eleştiri buydu.Bunu saymazsak başarılı ve en önemlisi 'farklı' bir aşk hikayesi..İzlenmeli, kadın yönetmenler desteklenmeli.

İlksen Başarır'ı listeme aldım.Bundan sonra yaptığı işleri takip ediyor olacağım.Bir diğer filmi olan Atlıkarınca'yı da en kısa zamanda izleyeceğim.

19 Haziran 2012

18 hikaye 1 şehir - Paris Je t'aime



Imdb Puanı: 7.4
Tür: Romantik, Dram, 

Kısa film meraklıları ekran başına! Gitmesek de görmesek de aşık olduğumuz bir şehri  18 farklı yönetmenin gözünden izlemeye ne dersiniz?

Hayal kırıklığı,yalnızlık,acizlik,bağımlılık vs. gibi çeşitli konularla zenginleştirilmiş her biri birbirinden güzel yaklaşık 6-7 dakikadan oluşan 18 aşk hikayesi.. ve her bir hikayeden uzun metraj filmler çıkarmak mümkün.


Hikayeler bol olunca karakterler de oldukça fazla haliyle ve bu karakterlerin neredeyse hepsi birbirinden farklı.'Tek tipleştirme' kesinlikle yok.Farklı hayatlar, farklı inançlar, farklı ihtiyaçlar tek tema üzerine kurulmuş: ''Aşk''


Film boyunca tanıdık birçok yüze rastlayacaksınız.Bunlardan bazıları: Natalie Portman, Elijah Wood, Emily Mortimer, Gaspard Ulliel...

Hikayelerin hepsi birbirinden güzel dedim.Evet, doğru..Fakat filmi izleyen 10 kişiden 9'u hiç şüphesiz ki o hikayelerden birini soluksuz izleyecek.Durağan giden filmin sonlarına doğru izleyeceğiniz Tom Tykwer'ın yönettiği bu aşk hikayesine aşık olacaksınız.



'' - Thomas beni dinliyor musun?
- Hayır, seni görüyorum.''

Yeterince meraklandınız mı? Öyleyse hikayeyi daha da ballandırıyorum..Ekranda Tom Tykwer adını gördüğünüzde nefesinizi tutmaya başlayabilirsiniz.''Faubourg Saint-Denis'' isimli bu segment ile hayatınızda görebileceğiniz en iyi kısa filmi izliyor olmanız mümkün olabilir..Belki biraz abartıyor olabilirim; fakat haklı gerekçelerim mevcut.Hayır usta yönetmene, ya da Natalie Portman'a torpil geçtiğim için değil; sadece ve sadece 7 dakikalık bir sürede uzun metraj bir film hissi yaşatabildiği için filmin açık ara en iyi hikayesi olduğunu düşünüyorum.Monotonluk kavramı bundan daha iyi anlatılamazdı.Müzik öylesine uygun seçilmiş ki, anlatım o kadar kuvvetli ki... Ve Natalie Portman'ın olağanüstü,harikulade,muazzam..kelimelerle ifade edilemeyecek oyunculuğu öylesine etkileyici ki...

Ben çoklu hikayelerden oluşan bu tarz filmleri ''New York i love you'' filmi ile keşfetmiştim.Sonra Türk sinemasında da bu tarzın bir örneği olduğunu görüp onu da büyük bir keyifle izlemiştim (bkz: Anlat İstanbul) Son olarak da bu filmi izledim.Birçok yönetmen, farklı tarzlar, farklı hikayeler..Tek bir filmde birçok şey keşfetmenizi sağlıyor.Mutlaka bu filme bir şans verin.


İyi seyirler.

10 Haziran 2012

Notorious / Aşktan da Üstün

Yapım: 1946 / ABD
Tür: Gerilim, Romantik
Yönetmen: Alfred Hitchcock
Oyuncular: Ingrid Bergman, Cary Grant, Claude Rains

Bir Nazi savaş suçlusunun kızı olan Alicia'dan, Amerikan hükümeti adına casusluk yapması istenir.Bir çeteyi çökertmek için Ajan Devlin gözetiminde Brezilya'ya giden Alicia'nın görevi, kendisine aşık olan çete üyesiyle evlenmektir.Yalnız hesaplayamadıkları bir şey vardır.Alicia ve Ajan Devlin ilk görüşte birbirlerine aşık olurlar.

Tam anlamıyla Hitchcock tarzını yansıtan bir film noir örneği.Bana göre işin içine psikolojinin de karıştığı Hitchcock filmleri bir numaradır.Bu filmde böyle derinlemesine inceleyecek bir şey olmadığı için bir Psycho, bir Rear Window, bir Rope ya da bir Rebecca değil benim için.Yalnız özellikle 'aşk' temalı Hitchcock filmleri içinde öne çıkan bir başyapıt olduğu da kesin.

Tüm film salt casusluk hikayesi üzerine kurulmamış.Ingrid Bergman'ın oyunculuk nimetlerinden yararlanmayı çok iyi bilen Hitchcock işin içine bir tutam tutkulu aşk da karıştırmış.Çok da iyi yapmış.Ingrid Bergman ve Cary Grant'ın muh-te-şem bir ikili olduklarını söylemeden de geçmemek lazım.Yalnız Cary Grant'a 'umursamaz, soğuk, kendini işine adamış ajan' tavırları nedeniyle gıcık olabilirsiniz.

Uyumunuza sağlık tatlım.

Tam Hitchcock tarzı dedim ama aslında biraz eksik oldu.Çünkü bir Hitchcock filminin hammadesi olan 'şüphe' bu filmde eksik kalan bir unsur.Zaten karakterleri tanıyan izleyici kimseden şüphelenmiyor.Kimin ne yaptığını açık açık görüyoruz.Filmin bu eksiğini belki bir nebze tamamlayan karakter Alex'in annesi olabilir.Potansiyel katil görünümüyle şüphe uyandırıyor izleyicide.


Peki Ingrid Bergman'ın kusursuz güzelliğine ne demeli? Böyle bir zarafet, böyle bir asalet, böyle saçlar, böyle gözler olamaz yahu.Şimdi fotoğrafta belli olmuyor ama en sağdaki siyah elbisesine bayılacaksınız. Tabi ben elbiseye elbise demem içinde Ingrid olmayınca.

Alicia'nın güzelliğine hayran kalacağınız, Ajan Devlin'in yüzüne tükürmek isteyeceğiniz; eğer Hitchcocksever iseniz kaçırmamanız gereken bir film.

İyi seyirler.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...